Peru (2019 Güney Amerika Turu)

10 -11 OCAK 2019 Cuma

Bu yıl hiç görmediğim Güney Amerika rotasına karar kıldım, uçak biletleri için en uygun yer www.skyscanner.com dan bulunuyor, Pegasus’un Amsterdam aktarmalı KLM ile Lima gidiş bileti, AirFrance ile Panama’dan dönüş Paris aktarmalı biletlerimi, geziye başlamadan 1 ay önce aldım. Sabah, Sabiha Gökçen den 09:05 uçağı ile yolculuk başladı, 1.5 saatlik aktarma ile Lima uçuşuna geçtim ve 12 saat sonra akşam yerel saat ile 19:00 da Peru’nun başkenti Lima ya indim. Yan koltuğum da, İngiltere de oturan Peru’lu bir bayan ve belli ki bakıcılığını yaptığı İskoç adamla memleket ziyaretine çıkmışlar. Eski şehirde kalmamam konusunda o kadar gözümü korkuttu ki sonunda “Miraflores” bölgesine gitmeye karar verdim. Havaalanında taksi firmaları fiks bir fiyata istediğiniz yere götürüyor, aslında hiç de korkmaya gerek yokmuş, Taksi ile yaklaşık yarım saatlik yolculuk da şehrin gece halini de gördük. Venezuela dan gelen hayat kadınları, kumarhaneler, trafik karmaşası ile tam bir metropol şehir Lima. Havaalanı servisi de eski şehre değil Miraflores bölgesine gidiyor ve turistler genelde burada kalıyor. Taksi fiyatları S40 ile S60 arası 1$=S 3.5

Kaldığım hostel, özel oda $25, sahibi çok tatlı bir kadın, ailesi çok eskiden Lübnan dan gelmiş, 3 katlı ve özel odaların olduğu bir pansiyon ev, mutfak ve balkon ortak alanlar, yeterince konforlu bir yer aslında. Tek dezavantajı sahibinin hiç İngilizce bilmemesi benim de HİÇ İspanyolca bilmiyor olmam.

Sabah kahvaltıda Arjantinli bir aile ile tanıştım, onlar deniz için gelmişler bana pek yardımcı olamadı. Telefonumdaki “Maps.me” programı ile en yakın turizm danışma ofisini bulup eski şehre gidiş rotasını öğrendim. Alt caddeden otobüs ile yaklaşık 1 saat de istediğim yere geldim S1.5. Eski şehrin arka sokakları bizim Tarlabaşı bölgesi gibi eski ve belli ki akşamları buradalar da olmak pek kimsenin istemeyeceği bir şey. Yaya yolunda çok güzel restore edilmiş koloniyal (eski İspanyol yerleşimcilerin) binalarının olduğu cadde, internet de Peru deyince görülen fotoğrafların olduğu bir yer.

Nehrin karşı tarafına geçince belediye binası ve kathedral’in olduğu büyük meydana ulaştım. Turistik ürünler satan dükkanlar, devlet binaları ve tam ortada büyük çeşme ile Lima da mutlaka gelinen bir yer olduğu turist mevcudiyetinden de kolayca belli oluyor. Artık hislerimi takip edip dolaşmak lazım. Yakındaki Çin mahallesi, Mahmutpaşa pazarı gibi, her tür ürün satılıyor. Yol üstünde iri taneli haşlanmış mısırlar o kadar cazip görünüyor ki hemen aldım tabii. Bizde şimdi satılanlar gibi sarı yumuşak değil eskiden çocukluğumuzda olduğu gibi beyaz ve iri taneli. Sokak da bol bol meyve suyu ve kesilmiş meyve satanlar da var, en tanıdık portakal suyunu da es geçmeyip yürümeye devam ettim. Çarşı Pazar da epey 2 saat dolaşdıtan sonra metrobüs durağını görünce hemen atladım. Seyahat kartı gibi bir kart kullanılıyor, tek biniş S2.5, ama tek bilet alamıyorsun, kapıdaki güvenliğin yardımı ile kartı olan yerli halk dan birinden alıp bindim ve hazır böyle bir şansım varken uzak mesafedeki “Baranco” durağına kadar gittim. Baranco, Lima’nın en güzel, entelektüel, güvenli temiz bir merkezi. Lima da kalınacak en güzel yer Baranco bence. Parkalarda, Japonya daki Ginko yapakları gibi ama rengi Turuncu olan muhteşem güzel kocaman ağaçlar var. Binalar çok katlı değil ve bakımlı, yollar temiz, köprü ve tünel geçişlerini grafitiler yapıp güzelleştirmişler.

Parkı geçip sahile gelince başka bir manzara ile karşılaştım. Antalya da ki gibi yüksek falez lerle çevrelenmiş bir coğrafya, sahilde yüzen insanlar, tepede yamaç paraşütü yapanlar ve yürüyüş yolu boyunca güzel ve çiçekler dolu yollar . Sahil manzarası boyunca yürüyüş ve bisiklet yolları yapmışlar, bunu takip ederek  Miraflores’e kadar 1-2 saat yürüdüm. Hava da sıcak ama dayanılmaz değil.

Yarın Cusco ya gidiş için araştırma yaptım, otobüs ile 22 saat ve $60 fiyat veriyorlar, “Budgetair.com” dan $80 a uçak bulunca hemen aldım internet den…

12.01.2019 Cumartesi

Saat 12’ ye kadar vaktim var, toparlanıp çıktım ve blog da okuduğum Hotel Boulevard’a gidip havaalanı servisini keşfedeceğim. Yol üstünde ilginç bir tarihi alan görünce girdim. “İnka” lar dan 1000 yıl önce yaşamış “Wari uygarlığının” tapınım merkezi. Piramit şeklinde masif dolgu ile yapılmış antik kente giriş S15, piramit gibi ama tepesi düz bir alan, dolgu olarak toprak kullanılmış ve dış çevresini toprak kerpiç ile yapmışlar. Belli saatlerde rehberli gezdiriyorlar. İnsan kurban edilen dönem ve uygarlık, hatta bereket için anneleri, yani doğum yapmış kadınları kurban etmişler. Tepedeki alanda ise onlara yol göstersinler diye saf ruhları yani çocukları kurban ediyorlarmış. Anlatacak fazla bir şey olmayınca ülkenin Lama larını, meyve sebze portföyünü anlattılar. Otel den valizlerimi alıp 13.20 havaalanı servisine yetiştim.

Havaalanı servisleri oldukça konforlu klimalı otobüsler ile yapılıyor ve ücreti S25, vakitlice alana gidip uçağa bindim.

Saat 17.30 gibi “Cusco” havaalanına indik, şehir çok yüksek bir rakımda olduğu için dağlar, karadeniz deki gibi serpilmiş evlerin olduğu bir manzara görünüyor uçak dan. Şehre inince “muhteşem şehir” dedikleri bu mu diye düşündüm. Bütün taksi tekliflerine yüz vermeyip otopark dan dışarı çıktım. Kapıdaki polisden şehir merkezinin hangi yönde olduğunu öğrenip bekledim. Yollar çukur çukur ve çamurlu, Hemen yerel minibüs geldi, kadın bir muavini var, yolcu toplayıp paraları alıyor. S0.80 e yarım saat de katedralin olduğu yere geldim, rezervasyon yaptığım hostel’e 650m mesafede indim. Yol boyu çok kalabalık ve az gelişmiş bir şehirden geçip asıl turistik merkeze gelince neden herkesin övgüyle bahsettikleri Cusco olduğunu anladım. Yüksek duvarlar, daracık sokaklar ile tarih öncesinde geziyor gibisin. Hemen oteli bulup yerleştim, özel oda $13, kahvaltı yok, yarın başka bir yere taşınacağım, civarda gruplarla gelirseniz, yada yeterince bütçeniz varsa çok güzel butik oteller var. Valizimi bırakıp hemen dışarı attım kendimi, akşam vakti de olsa buralar turistik olduğu için çok fazla polis var ve oldukça güvenli. Kathedral’in olduğu büyük meydan ışıl ışıl ve kalabalık, biraz sersem gibi oldum çünkü 2700m yükseklik deyiz ve bu çoğu insanı etkiliyor, yükseklik hastalığı diye bir şey var.

Bu arada o geceki hafifi sersemliğin dışında başka hiçbir yerde yükseklik den dolayı etkilenmedim, gelmeden önce bana “koko yaprağı çayı” içmemi sıkı sıkı tembihlediler ama hiç gerek kalmadı.

13.01.2019 Pazar – CUSCO

Sabah dün bulduğum hostel’e gittim, “Kamila Lodge” S60 ($18) özel oda, ortada çok hoş bir sürü çiçeklerin olduğu bir avlu var ve bir aile işletmesi, temiz ve güvenli. Hostel’in sahibi ile Rainbow mountain (Gökkuşağı dağları) nı konuşurken yukardan bir ses geldi. İranlı bir kadın Nagen, sonrasında 5-6 gün birlikte gezdik.

Naggen 29 yıldır Londra da yaşayan İran asıllı bir kadın ve yalnız geziyor. 90 ların başında ailesi ile 1.5 yıl İstanbul da yaşamış.

Yolda bir acenta ya uğrayıp Maccha Pichu (MP) gezisi için fiyat aldım bana 2 günlük tur fiyatı $268 çıkarttı.

Çıkıp şehri tekrar dolaştım, Katedrale giriş S25 yani $7, Çıkışta küçük bir Türk grubu gördüm, Ejder turizm ile gelmişler.

Şehirde San Pedro diye kapalı bir Pazar yeri var, her türlü ürün satılıyor, dışarda yemek yiyen yabancılarda vardı, Pazar günü olduğu için dükkanların yarısı kapalı. Sebze-meyve-hediyelikler-kuru erzak ne ararsan var. Kapalı alan dışında kurulan Pazar yerinde dolaştım, yerlerde satılan meyve, sebzeler tamamen yerel halkın ürünü ve çok güzel görünüyorlar. Meyve sebzeler küçük ve çok doğal insan kilolarca almamak için kendini zor tutuyor ben de aldığım 1 kg elmayı sonraki günlerde yedim. Kocaman bir mango, elma vs alıp 16.30 da otel döndüm. Akşam Nageen ile yemeğe gittik yatışımız 21.00 i buldu. Bu gün 20.000 adım atmışım.

14.01.2019 Pazartesi

Cusco dan Machu Picchu (MP) yada Aqua Clentes’e ya gitmenin en hızlı yolu, 1.5 saat otobüs ve sonrasında tren. Ama biz, hostel sahibinin tavsiye ettiği uzun ve biraz daha ucuz yolu tercih ettik, Planımız şöyle :  sabah minibüs ile Hidroelektrica denen yere 6 saat de gidip oradan 2 saat de Aqua Celntes’e yürüyüş yada yerel tren. O gece kalıp ertesi sabah MP ya çıkış ve akşam AC de kalıp ertesi gün panaromik tren ile “Ollantaytambo” ya dönüş, oradan minibüslerle 1.5 saat de Cusco ya varış.

Sadece 2 günlük ihtiyaçlarımızı alıp, Sabah 7.30 da minibüse bindik, biraz eski bir minibüs, 19 kişi tam kadro doluyuz, otellerden topluyor yada yoldan alıyorlar. 2 mola vererek 14.10 da Hidroelektrica denen yerdeyiz. Hava yağmurlu ama soğuk değil, Aqua Celntes’e (AC)  gidecek tren tek yön $34 ve daha kalkmasına 2 saat var, yürüyerek giden yada gelen çok insan var, çantamı Nagin’e bırakıp ben de gençlere takılıp düştüm yollara.

Tren yolu boyunca düz yolda solda çoğu zaman taşkın nehrin su sesi ile başladık yol almaya. Minibüs ile gelirken de yıkılmış köprüler ve selin izlerinin olduğu geçitlerden geçtik zaten.

Sonuç da 2.5 saat de AC e ulaştım, her ne kadar düz yol olsa da iyi bir performans istiyor. Tren yolundan yürüdüğümüz için gelip geçen trenlerin fotoğraflarını çekmek çok hoş oldu. Aqua Clentes için ilk izlenimim, çok güzel bir kasaba olduğu, 2 koldan akıp birleşen nehirler tam orta birleşiyor, dik dağların arasında kalmış, turizm’in nimetlerinden yararlanmış bir yer. Bulutlu yeşil tepelere bulutlarda çöktüğü için daha gizemli ve hoş görünüyor. Bir gece önce booking.com da Andino oteli bulmuştum, Nagin ile orada buluşacağız, otele geldiğimde artık o kadar ıslanmıştım ki.

Oteldeki çocuk, Ruben, pazarlıkla 2 gece için toplam $60’a verdi, odanın penceresi yok ama tertemiz çarşaflar, sıcak banyo. Kişi başı gecelik $15 böyle turistik bir yer için iyi fiyat.. Kurulanıp dışarı çıktık yarın için MP çıkış biletlerini aldık. Kapalı bir alanda büyük pazar yerinin karşısında şehir meydanı var, orada ki ofis den antik şehrin giriş biletlerini alıyorsun. Dünya’nın en pahalı giriş ücreti olan turistik yerlerden biri $46. AC den sabah en erken giriş 06:00 da, bu saate yer kalmamış bizde saat 07:00 için aldık. Oradan çıkıp 2 sokak yukardaki ofis den gidiş-dönüş minibüs biletlerine de $24 ödedik. Her bilet alışın da pasaport soruyorlar, zaten antik kente girerken de pasaportsuz giremiyorsun.

Bu işleri halledince bir Çin restoran da açık salata barı da olan bir yerde güzelce karnımızı doyurduk. Şehirde kocaman bir hediyelik eşya satan kapalı Pazar var, Cusco dakilerden farkı yok ama daha pahalı. Biraz daha dolaşıp nehirlerin birleştiği köşedeki cafe de su sesini dinleyerek keyif yaptık ve otele döndük. Yorucu ama keyifli bir gün oldu.

15.01.2019 Salı – Maccha Pichu

Sabah saat 05.10’a kurmuştuk saati, hemen hazırlanıp kahvaltıya inip yanımıza sandviç leri de alıp yola koyulduk. Burada güne çok erken başlanıyor, Köprünün yanındaki minibüs durağına gidince inanılmaz uzun bir kuyruk bizi bekliyordu. Sıraya geçtik, gayet organizeler, öncelikle saat 6 da giriş randevusu olanları öne alıyorlar, 7 de randevusu olanlarda sırada bekleyen minibüslere sırayla biniyor. Çok beklemeden 6.20 gibi  minibüse bindik, 20 dakikalık yolculuk ile MP girişine geldiğimizde saat 6.45 di. Bu arada tesadüfen arkamızdaki Türk kızın Duygu olduğunu öğrendik, Brezilya dan gelmiş erkek arkadaşı ile.

Eğer $24 kar etmek istiyorsanız bu minibüslere binmeyip merdivenle çıkarak girişe ulaşabilirsiniz ama gerçekten çok yorucu yüksek ve dik basamaklar var. Minibüsle tırmanırken dağların sisler altında yarı bulutlu manzarası muhteşemdi.

Antik kente girmeden önce tuvalet molası vermek şart, belli bir ücreti var, ama içerde tuvalet olmadığı için bu çok gerekli. Aşağıdaki organizasyonun tersine antik kente giriş tam bir curcuna, sıra kavramı yok, herkes yığılmış kapılara yüklenmiş. Biz de o kalabalık da yer bulup pasaport lu bilet kontrolünden sonra girdik içeri. Sanki bir ülkeye giriş yapıyor gibi bilet ve pasaportunuzu kontrol ediyorlar. Dün hava çok yağmurlu ve kapalı imiş, gelenler hiçbir şey görememiş, bizim şansımıza yağmur sonrası güzelliği vardı hava da.

Kalabalığı takip ederek 15 dakikalık devamlı merdivenle çıkışlı bir yolculuktan sonra nefes kesen o muhteşem manzarayı gördük. Hemen telefonları çıkartıp boy boy poz poz fotoları çektik. Üstümüze gelen Lama’lar la ilk tanışmamız burada oldu. Dağın ve antik kentin üstünde bulutlar gidip geliyor, açılıp kapanıyor ayrı bir güzellik katıyordu.  Fotoğraf çekmelere doyamadık ve yeni noktalarda devam ettik. Sonrasında en yüksek noktada yer alan “Sungate” denen bir bölgeye çıkış için patika ya girdik. Benim için kolay bir çıkış ama Nagin ortalarda bir yerde kaldı. En tepeden şehri ve vadiyi tam kuş bakışı seyrettim ama bu sefer dağları sanki uçak dan görüyor gibisin, bütün manzarayı tek mercekten görmek inanılmaz güzeldi. Saat 10.00 gibi tekrar aşağı inip bu sefer antik kentin içine daldık. Gruplar, rehber eşliğinde geziyor anlatılanları dinliyor, bizde kafamıza göre dolaştık. Artık hava iyice ısındı ve terlemeye başladık, bulut kalmadı, yaz sıcağında öğlen burayı gezmeyi düşünemiyorum. O nedenle mutlaka sabah erken gelmek lazım. Kentin karşı tarafında çok dik bir dağ var oraya da orijinal merdivenlerle çıkılıyor ve ekstra ücreti var ama oldukça dik olduğu için tehlikeli ve korkutucu. Oraya çıkan Koreli 2 genç ile karşılaştık korkmuşlar baya.

Gezenlerin içinde 70-80 yaşında olan da var, kucağında bebeği ile gelenlerde. Labirent gibi eski şehri dolaştık, zaten rota sizi çıkışa götürüyor.

Saat 11.30 da antik kent den ayrılmaya karar verdik, çıkış da pasaportlarınıza MP etiketi basabileceğiniz bir masaya mühürler koymuşlar.  Şehre dönüş için minibüsler yine hızlı bir şekilde yolcuları bu sefer geri götürmeye devam ediyordu.  

AC’e gelince hemen öğlen yemeği yedik S15 e salata-tavuk-tatlı menüsü oldukça uygun. Otele gitmeden önce tren istasyonuna gidip yarınki dönüş tren biletine baktım sabah erken saat de en uygun dönüş bileti $59, en pahalısı öğleden sonra tam da grupların dönüş saati ve $109

Peru rail yada INka rail diye 2 firma var fiyatları da saatleri de çok benzer. Şili li firma imiş ve Peru devleti ile 25 yıllığına anlaşmış ve bu sürede devletin yol yapmaması için baskı kuruyormuş. Hem yol yok hem de tek seçenek bu trenler olunca böyle pahalı oluyor. Ama yerli halka çok daha ucuz fiyat uyguluyorlar.

MP ya 2 günlük maliyet
$13 Hidroelektrica minibüs
$30 otel
$5 dönüş Cusco
$13 masaj
$40
$65 trn
$45mp
$24 minibüs  Toplam : $230

Akşam yemek için tekrar çıktık ve meydan dan yukarı çıkarken sokak da güzel müzik sesini duyunca yandaki restoran da oturduk. 3 sokak sanatçısı hem Dünya klasiklerini hem de yerel şarkıları çalıp söylüyordu, Pisco Sour içerek dinledik onları. Mideler makul doygunlukta, çakır keyif güzel kafalarla bu güzel kent deki son gecemiz için otele geri döndük.

16.01.2019 Çarşamba, MP dan dönüş,

Dün tren biletini 08.53 de Peru Rail ile €65 a almıştım.

Zaten çok küçük olan şehirde otelden istasyona gelince büyük bir kalabalık tren bekliyordu. Tren de A vagonunu turistlere satmışlar, diğer kapalı vagonlarda yerel halk var. Bizim vagonun üstü pencereli panoramik vagon. Önünüzde masalar var, benim koltuk sol da ama güzel nehir manzarası sağ taraf da bilet alırken söylemek lazım. Sağda nehir boyunca daha güzel manzaralar var. Güneşli keyifli bir yolculuk, her yer yemyeşil yüksek dağlarla çevrili, yol boyu küçük köylerden geçiliyor. Tek yön bu yolculuğu yapmak iyi oldu. Saat 11.00 de “Ollantaytambo” ya indik, çıkışta Cusco ya giden bir sürü araç var, ister özel taksi ister minibüs lerin şoförleri müşteri topluyor, doldukça kalkıyorlar fiyatı hepsinde aynı, S15. Aslında şehri biraz dolaşıp öyle gitmek daha iyi olurdu, araçla geçerken tahmin ettiğimden daha büyük bir yer olduğunu anladım.

60km lik yol oldukça iyi, burası genel turist yolu olduğu için iyi yatırım yapmışlar. 12.15 de Cusco merkeze vardık, taksi olduğu için hızlı geldi, yani 1 saat gibi sürdü. Valizimin olduğu Kamilla Lodge’a döndüm, duş alıp biraz oyalandıktan sonra ertesi günün Rainbow mountain turunu ayarladım. S70 a anlaştık, yani $20.  Çamaşırları kilo ile yıkamaya verdim, Cusco rotası hariç her yerde çok sıcak olduğu için hafif tşirt ler yetiyor.

Caddelerde rengarenk yerel kıyafetli kadınlar, ellerinde kuzular ile turistlere poz verip para kazanıyor. Yani internet de gördüğünüz o fotoğrafların hepsi bu amaçla bayramlık elbiselerini giyinmiş kadınların pozları. Yine de genel de kadınların kıyafetli renkli ve saçları arkadan uzun iki örgü şeklinde. Her yer birbirinin benzeri hediyelik dükkan dolu, kalite kalite rengarenk hırkalardan ve çoraplardan ben de 1 rer tane aldım, bu merkezde her şey turizme yönelik.

Cusco da görmediğim İnka müzesini gezdim, katedralin hemen yanında ve Pazar günü kapalıydı. Giriş S10, İnka ve Wari lerden kalanlar, MP dan getirilen eserler burada sergilenmiş. Çok zengin değil ama yine de vakit varsa gezilebilir, hem kültürel hem de arkeolojik müze.

Tekrar meydana döndüğümde küçük bir Türk grubunu gördüm, Ankara dan gelen 5 kişi, Ejder turizm ve rehberi de ortaklarındanmış. Akşam son kez Nagin ile akşam yemeğine gittik, ızgara tavuk en çok satılan yiyecek burada.

Caddelerde rengarenk kıyafetleri ile yerli kadınlar ve sokak tezgahlarının yanında bol bol polis de var.

17.01.2019 Perşembe, Rainbow Mountain

Sabah 4.30 da tur firması otele gelip aldı, taksi ile bir yere gidip minibüs ile buluştuk. Bizim firma “Champions” 5.20 de yola çıkabildik, 7 gibi kahvaltı yapacağımız bir yere geldik. Basit hafif bir kahvaltı sonrası rehber ne yapacağımızı anlattı. Su, çikolata vs almak için küçük bir market var, saat 8 gibi tekrar yola çıktık. Artık tam bir yayla yoluna girdik, manzaralı, heyecanlı yollardan hoplaya zıplaya yükselerek tırmandık ve saat 9.15 gibi hedefe ulaştık. 1,5 saatlik yürüyüşü yapmak istemeyenler at ile gidebiliyor, ama yine son 150-200m lik en dik yolu yürümek lazım, at ile 2 yön S80 yani $25. Tabii ben yürüyücüyüm, ilk 30 dakika çok kolay düz yol, yarı yolda WC var. Yol boyu yerliler su, yiyecek atıştırmalıklar satıyor, çocuk ve kadınların yüzleri soğuktan yanmış, bazıları kırmızının ötesinde resmen kararmış. Kadınların kıyafetleri rengarenk. Başlangıç noktası 4620m, zirve de 5028m yi gördüm. Şansımıza yağmur yok ve gökkuşağı gibi kıvrımlı dağların manzarası çok güzel. Kıvrım kıvrım kat olmuş dağın renkleri sarı kırmızı yeşil gerçekten gökkuşağı gibi. Fotoğraf noktasından, baştan bu nokta yeter derken en son zirveye kadar çıkmış buldum kendimi, her yüksek noktadan daha güzel fotolar çekilince gaza geldim ve son 5028 m den aşağı inişe geçtim.

16 yıl öncesine kadar bulunduğumuz yer bir buzulmuş, burası da 5 yıl önce keşfedilmiş ve 3 yıl önce turizme açılmış. Dağın yerel adı Apuvinukunla, renkli boyun demekmiş. En yüksek noktası 6384m, 5. Yüksek dağ.

Bu arada, biz sadece Lama ları biliyoruz ama rehberimizin anlattığına göre 4 farklı hayvan çeşidi var aslında; Guanaco, Vicuna lar vahşi olanlar ve koruma altındalar.

Lama ve Alpaca evcil ler ve çiftliklerde yetiştiriliyorlar. Daha çok Alpaca nın etini ve yününü kullanıyorlar, Lama ların yünü çok kokarmış. İnka’lar Lama’ları at niyetine kullanırlarmış. Kahverengi, beyaz, siyah renkli olanlar var.

Dağ rengarenk görünüyor ama aslında 4 ana renk var. Kırmızı (demir), sarı, yeşil, mavi (Bakır) diğer renkler.

Dönüş yolunda son yarım saat yağmur yağdı, yani tam zamanında gidip geldik, büyük şans. Dönüşde kahvaltı yaptığımız yerde Saat 14.00 de öğlen yemeğine oturduk. Sebze çorbası ve açık büfe spagettiden et yemeğine kadar gerçekten çok zengin di, S70 hakkını fazlasıyla verdi bence. Saat 17.00 gibi Cusco ya geri döndük.

18.01.2019 Cuma- Puno ya gidiş

Nagin ile Sabah erkenden bizi bekleyen taksi ile otobüs terminaline geldik, sadece 10 dakika sürdü S10 ödedik ama asıl fiyatı S5. Eğer valiziniz yoksa çok ucuza dolmuşlarda gidiyor. Puno’ya giden bir sürü otobüs firması var, ülkenin her yerine giden otobüs seferleri var, nede olsa Cusco, Peru’nun can damarı. Ortalık da siyah takım elbiseli İngilizce bilen adamlar yardımcı oluyor, Turismo Mer ve Transzala firmalarını önerdiler. Aslında Tour Peru yada Cruz del sur ismini duymuştuk ama ortalıkta onlar yok, ofisleri de kapalı. Mer firmasından üst kat dan S40’a Puno için otobüs biletlerini aldık, alt kat daha pahalı, daha az insan olduğu için ucuza olduğunu öğrendik. Terminal den otobüse binmek için önce terminal yönetimine S1.4 de vergi ödeniyor, bu bütün Güney Amerika da aynı. Otobüs saat 8.20 de kalkıyor. Beklediğimden çok daha konforlu bir otobüs, 2+1 li koltuklar çok geniş, baya arkaya yatıyor, 1.sınıf uçak koltuğu gibi. Her koltuk arasında perde bile var.

350km lik yolu tam 8 saat de aldık, yollar tek yön ve yüksek dağlar ve yemyeşil bozkır la çevrili manzara seyrederek yol almak çok güzel. Kitap okuyup müzik dinleyerek keyifli bir yolculuk yaptım. Saat 16.15 gibi Puno’ya girdik. Kırmızı tuğladan yapılmış sıvasız evler, sonra 1 kat daha çıkarız diye çatısız kalmış binalar. Tam bir “yarım kalmış kent” havasında.

Otele gitmeden önce La Paz otobüs biletlerini aldık, çoğu firma Copacabana ya uğrayarak gidiyor, tek bir firma direkt LaPaz’a gidiyor. Pazar günü gideceğimiz için yer yok, alt kat dan son 2 koltuğu S50 ye biletleri biz alıp taksi ile otele yönlendik. Taksi S6 ya plaza de Armas yani şehrin ana meydanındaki otelimize götürdü. “Hotel Hacienda” 3 yıldız, tam da meydan da booking.com da $50 oda fiyatı, 2 gecelik anlaşıp yerleştik.

Valizleri bırakıp kendimizi dışarı attık, yarın göl turuna bakıyoruz, öğlen yemeği dahil fiyat verdi, yavaş bot 5.30 da dönüyor, hızlı bot biraz daha pahalı ama 3.30 da dönüyor, bir firmadan S50 ya aldık.

Yine şanslı bir gündeyiz, her yerde şenlik var, ana caddeden yürüyüp diğer meydana geldik, oradan kalabalığı takip edince stadyum da bulduk kendimizi. Bir müzik şöleni ve inanılmaz uzun bir sıra stadyuma girmek için bekliyor ama zaten stadyum fazlasıyla dolu. Sokak satıcıları her yerde halka hizmet için gelmiş. Sokaklarda grup grup müzik bandolarının önünde dönerek dans eden dansçı kızlar, bütün gece çalıp söyledi gruplar. Asıl festival Şubat ayındaymış, bu sadece hazırlık. Haşlanmış mısır, et vs aldık bir Çin restoran da akşam yemeği yiyip otele döndük.

19.01.2019 Cumartesi – Puno göl turu

Sabah 7 de tur firması otelden aldı, diğer katılanları da toplayıp göl kenarında tekneye bıraktılar. Tekne de 40 kişi var, çoğu İspanyolca konuşuyor. 15 dakika sonra “Uras adalarına” vardık. 80 küçük adaların hepsi sazlık dan insan yapımı adalar. Her bir tekne bir adaya yanaşmış. Bizde 7 aileden oluşan 25 kişinin yaşadığı bir adaya çıktık. Rehber göl ile ilgili  bir sürü bilgi verdi. Gölün toplam alanı 8000m2, bunun %60 ı Peru, %40 ı Bolivya ya ait. Titicaca gölü aynı zamanda Peru ile Bolivya ülke sınırı. Ada halkı, kurak zamanlarda sazlık blokları ayırıp birbirine bağlıyorlar ve üzerine kat kat çapraz şekilde sazlıkları yerleştiriyorlar, böylece sağlam bir yaşam zemini yani bir ada oluşmuş oluyorlar.

7-8 lik Küçük gruplar halinde bir bir evlere konuk olduk, zor yaşam şartları nedeniyle çok göç oluyormuş, ama güneş panelleri ile elektrik ve sosyal medya işini halletmişler. Yeni nesil burada yaşamak ister tabii ama yine de bu aile hayatına devam edenler var, yada artık her şey turistik olmuş bize bu gösteriyi yaptıktan sonra akşam Puno daki “yarım kalmış” tuğla evlerine dönüyorlardırJ

Kendi yaptıklarını söyledikleri hediyeliklerden alıp onların kullandığı klasik tekneler ile ana ada merkezine gittik, bunun için S10 ödedik. Arkadan çarklı tekne ile ana adaya çıkıp 20 dakika mola verdik, burada daha modern tarzlı kafeler ve fotoğraf noktaları var. Sonrasında tekrar kendi botumuza binip 1.5 saat de Tekila adasına çıktık. 30 dakikalık hafif meyilli bir yürüyüş ile köyün merkezine yakın bir aile restoranın da öğlen yemeği molası verdik. Sebze çorbası, ızgara balık, patates kızartması ve pilav dan oluşan menü çok lezzetli ve doyurucuydu. Yerel gelenekleri hakkında bilgi aldık, aile üyeleri halk oyunları ve müzik gösterisi yaptı.

Dönüş daha dik olan diğer taraf dan yapılırken ana karadan gelen malzemeleri taşıyan her yaş dan insanın halini görünce çok içim acıdı. Neden bir makara sistemi yapıp bu işi kolaylaştırmıyorlar sankiL yada adada eşeğin olmaması ilginç. Yemekte içtiğimiz bira ve diğer yiyeceklerin nasıl bir emekle çıktığını daha iyi anlamış olduk. Dönüş yolu boyunca aynı hediyelikleri satma şansını deneyen bir sürü insan var.

Tekrar teknemize bindik 1.5 saatlik geri dönüş yolunda Uras da konaklayacak bir erkek turisti bırakıp devam ettik. Modern yaşamlarına renk katıp sosyal medyada sükse yapmaya ve bu ada tecrübesini yaşamaya meraklı birileri çıkıyor böyle, ben almayım.

Saat 15.30 da Puno ya geri döndük, ben biraz yürümek istedim, bir sürü birbirinin benzeri hediyelik eşya satan dükkanlar sıralanmış Pazar yerinde. Şehrin merkezine doğru yerel Cumartesi pazarı kurulmuş, yerlere serilen mallarını satmaya çalışan lar iş başında.

2019 GÜNEY AMERİKA GEZİ NOTLARI

Notlar:

  • Toplam da 41 günlük rotam; PERU, BOLİVYA, EKVATOR, KOLOMBİYA, PANAMA
  • Bu gezide telefonumdaki “maps.me” programı gittiğim yerleri bulmada çok yardımcı oldu. Bir sonraki rotanın haritasının indiriyor, daha sonrada internet olmadan sokakları bile bulabiliyorsun.
  • Bazı otellerde kredi kartı kullandım ama çoğu yerde nakit gerekiyor, boynuma asılı küçük çantamda el altı için gerekli nakit, belime sarılı cüzdan da ise pasaport ve kalan nakit param vardı.
  • Gezi boyunca internet de önerilen ve en merkezi yüksek puan verilmiş lokasyonlar da kaldım ve hiçbir yerde korkmadım. Otelleri www.booking.com dan araştırdım, oradaki puanlamalara güvendim ve beni hiç yanıltmadı. Şehir merkezi olarak genelde Kathedral’i referans aldım, bazen otellerin direkt web sayfasından rezervasyon yaptım, bazan da belirlediğim otelleri işaretleyip oteli görünce karar verip kaldım. Uyuni dışında, belirlediğim otellerde yer bulamadığım olmadı.
  • Yanıma sadece çok gerekli eşyaları aldım, valizim toplam da 11 kg idi, içinde 5 tane okuyup bıraktığım kitaplar vardı, aldığım ufak tefek şeylerle aynı kilo ile döndüm. Sırt çantası yerine kabin boy tekerlekli çanta aldım, ara uçuşlarda hep kabin boya göre bilet aldım, çok daha uygun oluyor fiyatları. Ara uçuş biletlerini www.skyscanner.com  adresinden baktım, bir sürü seçenek sunuyor ve en uygun olan siteye yönlendiriyor.
  • 41 günlük bu yolculuk da kaç km yaptım, kaç uçak kaç otobüs kullandım sayamadım ama bu farklı coğrafya da çok güzel yerler gördüm.